|
|
maviADA "her şey insanla güzel,her şey insan için." |
|
Zafer KÖSE |
Birlikte, Yavaş, Hemen | ||||
| sayı 1 NİSAN 2008 | |||||
|
Uyanmadan hemen önce, gözleriniz kapalıyken de havanın aydınlandığını hissedersiniz. İşte öyle, kapalı perdelerin ardından hissediliyor doğan güneş. Perdeleri, pencerenin yanındaki ince zincir düzeneği ile yeni uyanan bir canlının göz kapaklarını açar gibi kaldırıyorum. Günün ilk dakikalarında bahçeye düşen ışıkları yansıtıyor şebnem.
“İkiz” denilen türdeki bu eve taşınalı çok olmadı. İlk kez bahar geldi, ilk kez yaz geliyor! Bahçesinde çimler yeni çıkıyor, çiçekler ilk kez açıyor. Bahçenin çevresindeki Ligustrumlar, hiçbir zaman bir çit görüntüsüne bürünmeyecek gibi, ama bakalım...
Birbiriyle aynı mimarideki bu evlere ikiz denmesine neden olan bitişikteki konuta, henüz taşınan olmadı. Dolayısıyla, binanın önündeki bahçenin yarısının bakımı yapılmıyor. Bahçenin o tarafı, yaban otlarıyla, düzensiz yayılmış isimsiz çiçeklerle, kendini korumak derdindeki dikenli bitkilerle dolu.
Pencereden, bahçenin bu iki yarısı arasındaki mücadeleyi izliyorum. Çimler, iki bahçe arasındaki sınırdan karşı tarafa doğru, kararlı ve yavaş adımlarla ilerliyorlar. Kalabalık ve bakımlı bir piyade birliği gibi, düzenli sayılabilecek şekilde, bahçenin kendilerine ait olmayan tarafında, yaklaşık iki karışlık bir alanı kaplamış durumdalar. Oradaki bitkilerin arasına girerek başlatmış oldukları yerleşme harekatına devam ediyorlar.
Karşı tarafın birlikleri ise, daha çok hava harekatını tercih ediyor. Bu arada, “rüzgar” adlı müttefik kuvvetlerin desteğini de alıyorlar. Çeşit çeşit isimsiz bitkiler, çiçeklerinde yetiştirdikleri polenleri, müttefiklerin uçaklarına bindirip, çimli bahçenin içlerine kadar gönderiyorlar.
Güneş, bir kez daha bu mücadelenin üzerine yükseliyor. Bir yaşam mücadelesi bu; hilesiz, yalansız, düzmesiz.
Kim bilir kaçıncı kez, kaç milyonuncu kez yükseliyor güneş böyle!
Doğadaki hayat, canlıların ortak bir özelliği sayesinde yaşanıyor. Öncelikle sağ kalmak, sonra da neslini sürdürmek ve yayılmak güdüsü, yaşanılabilir bir mekan yapıyor dünyayı. Güney Amerika’daki Yağmur Ormanları için de geçerli bu, pencereden seyrettiğim minik bahçe için de. 500 bin yıl önce nesli tükenen bir canlı türü için de geçerliydi, gittikçe çoğalmakta olan virüsler için de geçerli. Ve elbette insanlar için de geçerli; on bin yıl önce yaşamış olanlar için de şimdi yaşamakta olanlar için de.
Karşıdaki evin bahçesinde dolaşan küçük köpek de aynı güdüyle yaşıyor. Daha yavru bir köpek, ama epeyce de büyümüş. Geçen aylarda doğan beş altı köpekten biri o. Sayıları yavaş yavaş azaldı. Neredeyse bir aydır, sadece bunu görüyorum; galiba diğerleri artık yaşamıyor. Ne arıyor, niye o bahçede dolaşıyor acaba? Hayat mücadelesine devam ediyor işte, bir şekilde.
Karnını doyurmaya, sonra uyumak ve dinlenmek için güvenli yerler bulmaya çalışarak yaşayacak. Kışın zor koşullarını atlatabilirse, bahara doğru yeni köpekçiklerin dünyaya gelmesini kendine dert edinecek. Dişi mi bu köpek, erkek mi? Acaba kaç yavrusu olacak? Ve bunlardan kaç tanesi yaşayacak? Belki de hiçbiri! Öyle de olsa umudu kesmeyecek. Bir sonraki yıl…
İşte yine oynamaya başladı. Bir kelebeğin peşine takılarak ona ayak uydurmaya çalışıyor. İki ayağı üzerine kalkıyor, sonra yerlerde yuvarlanıyor, kalkıp zıplıyor, koşuyor... Ve duvarın üstünden atladı, gitti. Hayatı boyunca kaç yavrusu olacak acaba, daha kendisi yavru olan bu köpeğin? Belki birazdan, ilerdeki caddeden karşıya geçmeye çalışırken, ne tür yaratıklardan olduğunu bilmediği bir otomobilin altında kalacak. Belki de daha ilk kışını atlatamayacak. Hiç yavrusu olmayacak belki. Belki de toplam 20 tane yavrusu olacak. Belki 30, 50 veya daha fazla.
Bunlardan, içinde bulunduğu koşullara uyum sağlayabilenler yaşayacak. Yaşayabileceği koşulları bulanlar.
İnsanlar da sonuçta aynı dünyada, aynı hayat mücadelesi içinde yaşıyor. Ama artık, her doğan yeni üyenin bebeklik dönemini sağ olarak geçirme oranı, diğer canlılara göre çok çok artmış durumda. Sadece diğer canlılara göre değil, insanın önceki dönemlerine göre de bu oran, son kuşaklarda çok yükseldi. On binlerce, yüz binlerce yıl önceki atalarımız için, şimdiki köpekçiklerin yaşadığına yakın bir sorundu bu herhalde. On yaşına gelmek, çocuk sahibi olmak, yaşlanacak kadar yaşmak... Çok gelişti insan.
Ama hiçbir canlı türü, son yüzyıllardaki insan kadar kendi yaşam koşullarını yok edecek biçimde yaşamıyor. Son yüz yıl içinde, insanın enerji kaynağı olarak kullandığı fosil yakıt, söylendiğine göre, doğada 20 milyon yılda biriken miktardaymış.
Elbette doğada hayat devam edecek. Tek bir ağaçtan milyonlarca yaşam olasılığı yayılıyor etrafa. Pencereden gördüğüm bu küçücük bahçenin hiç bakılmayan, sahipsiz tarafından bile...
Milyonlarca canlı türünden, her an milyonlarca, milyarlarca yaşam olasılığı fışkırıyor. Bunların sadece çok küçük bir kısmı, içine düştüğü koşullarda sağ kalabiliyor da olsa, capcanlı bir hayat akıyor dünyada. Koşullar değiştikçe, yaşam şansı bulan hayatlar değişecektir elbette. Başka türlü bitkiler, başka türlü virüsler, başka türlü canlılar yaşayacaktır artık. Değişen koşullar insan türünün yaşamasına uygun olmayacaksa, ki gidişat o yönde, insanlar da varlıklarını sürdüremeyeceklerdir.
Yazık olacak. Biyolojik tür olarak, nesli tükenen diğer canlılara ne kadar yazık olduysa, insana da o kadar yazık olacak. Ama insan hayatının bir boyutu olan kültüre çok yazık olacak. Çok.
Zaten insan türü yok olacaksa, önce kültürü kaybolmaya başlayacaktır. Koşulları değişmeye başlayıp da kendisinin yaşama olasılığı azaldıkça, insanın ürettiği ürünlerden sanatsal değeri olanların yaşama koşulları kaybolacak. Başka türlü yapıtlar karşılık bulacak, başka türlü romanlar okumaya başlayacak, başka bir tarzda iletişim geliştirecek. Başka türlü özellikler edinecek artık insan, başka türlü değerler üretecek.
Şimdi “insanlık” derken anladığımız şey; insanlığın evrensel değerleri... Bu insanlık da yüzlerce, binlerce seçenekten biriydi herhalde. Kültürün değişen ortamında, hangi tür değerler varlığını sürdürebilecek, göreceğiz.
Ama bir umudum var. Büyük acılarla, onurlu mücadelelerle yaratılan koşullarda yaşama şansı bulmuş olan insanlığın kültürü, artık koşulları değiştirme gücüne ulaşmıştır. Koşulların kendisini yok etmesine izin vermeyecektir insanlık. Kaynakları, ortak aklın gereğini yerine getirerek kullanacak, onları hep beraber, benim kararlı ve yavaş ilerleyen çimlerim gibi yönetecektir. Birbirini ezmek amacıyla güç stoklamak için dünyayı tüketerek değil, kardeş sofrasında paylaşmak için yapacaktır bütün üretimlerini. Dünyanın kendisini yenileme gücünden daha yavaş kullanacaktır, doğanın kaynaklarını.
Pencereyi açıp bilgisayarıma dönüyorum. İçimden taşan sözcükleri, peş peşe ekrandan pencereye gönderiyorum. Oradan rüzgara karışıyorlar. Kendilerine yaşam alanı bulacakları umuduyla, yolluyorum onları.
Zafer Köse
|
|||||
|
|
Bize
Gelenler:![]() |
Yaz 2008 çıktı...
İçindekileri
|
|||